Perşembe , 4 Mart 2021
Home 5 ETKİNLİKLER 5 Türkiyede Demokratikleşme Süreci ve Yeni Anayasa

Türkiyede Demokratikleşme Süreci ve Yeni Anayasa

Siirt Üniversitesi Konferans Salonunda “Türkiyede Demokratikleşme Süreci ve Yeni Anayasa”adlı panel düzenlendi. Düzenlenen panelde Prof. Dr. Osman Can, Prof.Dr.Mazhar Bağlı, Prof.Dr. Yasin Aktay Türkiye’nin Yeni Anayasa maratonunu masaya yatırdı.

Neden Yeni Anayasa Neden Demokrasi

 Yasin Aktay konuşmasında “Anayasa bir devleti var eden meşrutiyetini sağlayan metindir. Ama ülkemizde anayasa yapma sürecinin halkı ilgilendiren bir boyutu olmamıştır. Bugün anayasanın bu kadar gündemde olmasının sebebi artık anayasanın sahibinin kim olması gerektiğinin farkında olunmasıdır.

12 Eylül anayasası özü itibariyle gayri meşrudur. Zamanında yönetimi gasp eden unsurların yaptığı anayasa ile yönetiliyoruz. Bu anayasada değişmeyen maddeler var biliyorsunuz. İlk üç maddede yer alan şeyler iç barışı tehdit eden metinlerdir. Medeni diyebileceğimiz hiçbir ülkenin anayasasında böyle metinler yoktur.

Son dönemlerde yapılan anayasa değişikleriyle bir takım çarpıklıklar giderildi. Önemli değişiklikler yapıldı fakat bunlar yeterli değildir. Yeni anayasa gereklidir. Yeni anayasa yapmanın anlamı şudur; İlk defa  Türkiye’de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları kendi yasalarını kendi yapar hale geliyor. Toplumsal sözleşmelerini kendileri yapıyor. Bu az bir kazanım değildir. Halk reşit bir hale geliyor” dedi.

Türkiye Anayasasını Arıyor

Konuşmasını anayasal tarihçe üzerine yapan Osman Can “Bu topraklar anayasasını arıyor derken aradığımız yazılı hukuki bir metin değil. Türkiye geçmişini arıyor. Yok edilen bir geçmişi var ve bunu yeniden keşfetme mücadelesi veriyor. Türkiye barışını arıyor. Son olarak Türkiye geleceğini arıyor. Bu arayışın adıdır anayasa.

Anayasal geçmişimize bakınca ferman anayasalar görüyoruz. 1876 anayasası ferman bir anayasaydı ama milletle çatışmayan bir anayasaydı. Toplumun herhangi bir kesimiyle çatışmadan bu topraklarda yaşayanları din, dil, ırk ayrımına tabi tutmayan bir anayasaydı. Ferman anayasasıydı fakat anayasa geleneklerine uygun hazırlanmış baktığınız zaman herkes Osmanlı. Ayrım yok.

Türkiye Cumhuriyeti ile beraber gelen anayasaları ele alalım mesela 1924 Anayasası ferman anayasa olma niteliği bakımından aynı fakat içerik açısından ayrımcı ve etnosentrik bir anayasa. 1961 anayasasını birileri hazırladı vesayet sistemini kurdu. 1924’le ortaya çıkan egemen yapı günün şartlarına uyarlayarak egemenliklerine devam ettiler. 1982 Anayasası da hakeza öyle. Hepsi yukarıdan toplumun iradesini  dikkate almaksızın hazırlanıp dayatılmış ferman anayasalardır. Baskıcı tek taraflı laboratuar da üretilmiş suni bir kimliği topluma dayatma aracı olarak tasarlamış anayasalardır.

Anayasaları özgürlük maddeleri olarak algılamayın. Anayasa devlet yapısı devlet teşkilatıdır. Devlet yapısını  nasıl şekillendirdiyseniz ona göre özgürlüğünüz vardır ya da yoktur. 1961 ve 1982 anayasalarında da çok fazla özgürlük maddesi vardır. Anayasada temel hak ve özgürlüklerin olması onları kullanabileceğiniz anlamına gelmez. Unutmayın neyden çok korkarsanız neyi tehdit olarak görürseniz  en çok onu düzenlersiniz.Millet anayasa yaparsa iktidarı düzenler, iktidar anayasa yaparsa özgürlükleri düzenler. 1921 Anayasası tek demokratik ve özgürlükçü anayasamızdır ve tek bir özgürlük düzenlenmemiştir” şeklinde konuştu.

Anti demokratik anayasal düzene rağmen bu günlere geldiğini ferman anayasalardan kurtulma sürecine girdiğini ifade eden Can sistemi kilitleyen noktaları aşıp bizi geleceğe taşıyan bir sistem inşa edeceğiz diyerek sözlerini sonlandırdı.

Anayasa Evvela İnsan Onuruna Saygılı Olmalı

Son olarak söz olan Mazhar Bağlı “Gelecek yıllarda etnik ve ideolojik farklılıkları bir arada yaşatamıyorsanız var olamayacaksınız demektir. Globalleşmenin, tek tipleşmenin, benzeşmenin etnik ve dini kimlikler üzerinde tehditkar bir boyutunun olduğunu hepimiz biliyoruz. Farklılıklar birbirleriyle karşı karşıya gelmek durumunda kalıyor. Bu farklılıkların bir arada barış ve kardeşlik içerisinde adalet ortak paydasıyla yaşatılması ancak anayasa ile mümkündür. Bu anayasa nasıl olmalıdır. İnsan onuruna saygılı olmalıdır. Bütün insanlar onurunun üzerinden hayatlarında değer katıyorlar.

Osmanlıda  farklı insanlar kendi etnik kimliklerini ifşa edecek işaretler taşıyorlardı. bu işaretler ötekileştirme için değildi. Tam tersine o grubun ait olduğu değerler kümesine saygı göstermek için bilinmiş olmasında mutlak fayda görülüyordu bu çerçevede bakılıyordu.

Kamu otoritesinin yeni bir etnisite oluşturma üzerinden yürüyen mekanizması toplumun balansını bozuyor ve haksız rekabet ortamı oluşturuyor. Kamu otoritesinin hukuku, adaleti gözetmediği zaman nasıl bir canavara dönüştüğüne bizzat yaşayarak gördük. Kamu otoritesi mutlak surette adaleti ve hukuku tesis etme üzerine kurulu olmalıdır. Tabi buda anayasanın temel ilkelerinden ve ortak paydalarından olmalıdır.

Bir etnisite üzerinden bu coğrafyadan sınır çizemezsiniz. Bu yüzden farklı etnisitelerin bir arada yaşayabilmesinin formülünün bulunması sosyolojik gerçekliğe daha uygundur. Nitekim bu tarz sorunların çözümü ile ilgili beş yol var. Tamamını öldürürsünüz, asimile edersiniz, yada sorunun çözümüm BM gibi dışarıdan kimselere bırakırsınız, oturup birlikte konuşursunuz son olarak hiç uğraşmazsınız ver kurtul dersiniz. Biz yaşadığımız coğrafya gereği etnisiteyi ayrıştırmamız mümkün değildir. O halde bir demokrtaik çerçevede ve insan haklarına saygılı davranmayı temele alacak bir çalışma yapmak zorundayız. Ben anayasanın mümkün olduğu kadar bu çerçeveye bağlı kalmasını, çok kolay değiştirilebilir bir anayasa olmasını ve üçüncü olarak da net bir biçimde anlaşılır olmasını arzu ediyorum” dedi.

 

Check Also

Rektörümüz “Araştırma Görevliliğinden Rektörlüğe Akademik Kariyer Deneyimleri” Webinar Programına Katıldı

Rektörümüz Prof. Dr. Nihat Şındak, Kariyer Araştırma Planlama ve Uygulama Merkezi (KAPUM) tarafından düzenlenen “Araştırma …