Pazar , 24 Eylül 2017
Anasayfa 5 MANŞET 5 Bediüzzaman Said Nursi’nin Milliyet Anlayışı

Bediüzzaman Said Nursi’nin Milliyet Anlayışı

Ahenk Derneği ve Risale-i Nur Enstitüsü tarafından Bediüzzaman Said Nursi’yi Anma Haftası dolayısıyla düzenlenen “İnsanlık ve Dünya Barışı için Bediüzzaman Said Nursi’nin Milliyet Anlayışı” konulu panele vatandaşlar büyük ilgi gösterdi. Siirt üniversitesi Konferans salonunda düzenlenen panele ilginin yoğun olması üzerine 400 yüz kişilik salona ek olarak 100 sandalye daha yerleştirilmesine rağmen bazı dinleyicilerin ayakta kalması dikkat çekti. Ayrıca bir buçuk saat olarak tasarlanan panel, üç saatten fazla sürmesine rağmen seyircilerin dağılmadan sabırla dinlemeleri gözden kaçmadı.   

Yoğun bir katılımla gerçekleştirilen ve sunuculuğunu Yusuf Teğin’in yaptığı program Bediüzzaman Said Nursi’yi tanıtan sinevizyondan sonra Ulu Cami Müezzini Mehmet Ramazan Toprak’ın Kur’ân tilâvetiyle başladı. Programın açılış konuşmasını yapan Ahenk Derneği Başkanı Halil Demir: “Günümüzde yaşanan sorunların çözümleri içimizden çıkan değerli âlimler tarafından yüz yıl önce tespit edilmişti. Ne yazık ki onlara kulak verilmediği için bugün hala bu sorunlarla boğuşuyoruz. Hâlbuki bu sorunlar ilk baş gösterdiğinde Bediüzzaman başta olmak üzere toplumun kanaat önderlerinin bu sorunlar için önerdiği çözümler dinlenseydi, bu kadar ağır bedel ödenmeden bu sorunlar çözülebilirdi.” dedi. Bediüzzaman’ın Kuran-ı Kerim’in bakış açısıyla hayata baktığını belirten Demir, Bediüzzaman’ın eserlerinden örnekler vererek konuşmasını tamamladı. Daha sonra Bediüzzaman’ın Milliyetçilikle ilgili sözlerinden oluşan sinevizyon gösterildi. Sinevizyondan sonra panele geçildi. Panel Başkanı Öğr. Gör. Şahap Bulak, milliyetçilik ile ilgili ayet ve hadislerle paneli açtı.

Hepimiz İçin Kardeşlik

Prof. Dr. Ahmet Battal ile Gazeteci-Yazar Latif Salihoğlu ve Yrd. Doç. Dr. Abdulnasır Yiner’in panelist olarak katıldığı panelde ilk olarak Ankara Turgut Özal Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Battal söz aldı. Toplum olarak hepimizin kardeşlik hukukuna ihtiyacı olduğunu söyleyen Battal, “Millet ve milliyet kavramı için kafamda net bir tarif yoktur. Kur’an kursunda aldığımız İslami bilgilerde İbrahim milleti’ olduğumuzu öğrendim. Sonra okulda “Türküm doğruyum”’u öğrendik. Tek millet var zannettim Lisede okurken Bingöl’den gelen arkadaşlarımın kendi dillerini konuşurken başka milletlerin de olduğunu ve üniversite okurken de Uganda’dan gelenleri gördüm. Bir farklılıkla daha karşılaşınca kafam iyice karıştı. Ancak bunların hepsini düşününce Kur’an kursunda öğrendiğim “bütün Müslümanlar kardeştir” ilkesinin doğru olduğunu gördüm. Kuran-ı Kerim’de “millet” kavramı “ümmet” anlamında kullanılmaktadır. Dolayısıyla ırka dayanmaz. Hz. Muhammed’in getirdiği ilahi mesaj evrensel olduğu için bir Eskimo da Müslüman olduğunda İslam milletinden olabilir. Fakat birileri bize lazım olmayan kimlikler ve fikirler ile kafamızı karıştırarak aramıza tefrika soktular. Bizi kardeşlerimizle birbirimize düşürerek büyük bedeller ödettiler. Hâlbuki Müslümanlar için tek hedef olmalı önce içimizdeki ve beynimizdeki sınırları, sonra da siyasi sınırları kaldırarak İttihadı İslam’ı oluşturmalıyız. Ancak o zaman Bediüzzaman’ın ifade ettiği ve samimi Müslümanlar tarafından özlenen kardeşlik tesis edilebilir.” dedi.

Irkçılık İnsanlığın Felaketi Oldu

Ortadoğu ve ülkemizde ırkçılık sorunu olduğunu söyleyen Battal, ilk ırkçılık yapanın şeytan olduğuna dikkat çekerek, “Kendinden olmayanı dışlayarak kalıtımsal özellikleriyle övünme anlayışı, Hz. Âdem’in nesline şeytan’dan bulaşmış. İnsanlarda o kadar ileri gitmiştir ki neredeyse şeytanı bile geride bırakmıştır. Türkçülük yapanlar bir ara Hz. Muhammed’in Türk olduğunu ispatlamaya çalışıyorlardı, böylece daha çok seveceklerdi güya. Bunun ötesinde Nuh’un Türk olduğunu ispatlamaya çalışıyorlar ve büyük oğlu Yase Türk idi diyorlardı. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni de yıllarca büyük evlat Türk’tür baba olan devlet de Türk’tür, diyerek başımıza bela olan ulus devleti ortaya çıkardılar. Babayı büyük evlada nispet ediyorlar, 80 yıldır bu bizi tıkadı. Şimdi de bundan vazgeçmeye çalışıyoruz. Sanayi toplumuyla milliyetçilik belası çıktı 1.ve 2. Dünya savaşlarında milyonlarca kişi öldü. Batı dersini aldı AB’yi kurdu. Kömür ve Çelik’i bomba yapmak için değil, birleşmek için kullandı. Akıllılık yapıp mikro, makro milli ve ulus devleti bıraktı. İslam Dünyası bunu bırakmadı maalesef. Dördüncü halifeden sonra hilafet saltanata dönüştü. Emeviler menfi milliyetçilik yaptılar. İslam dünyasına büyük zarar verdiler. Sonraki dönemlerde de zulümler yaşandı ve yatay gelişme oldu Avrupa’nın gerisinde kaldık. Batının elleriyle İslam dünyası manen çöktü. Menfi milliyet etkisi ile ümmet birbirine düşman yapıldı.” ifadelerini kullandı.

Irkçılığın Tarihçesi Anlatıldı

Daha sonra söz alan panelist Gazeteci-Yazar Latif Salihoğlu: “Emeviler ırkçılık belasını Müslümanların başına bela ettiler. Bu beladan hem kendileri hem de Müslümanlar çok zarar gördüler. Müslümanları küstürdüler yeni ırkçılık hareketlerine yol açtılar. Ehl-i Beyt’e zulm ettiler. Sonunda ırkçılık sonlarını getirdi. Daha sonra zayıflayan ırkçılık Fransız ihtilali ile tekrar hortladı. Bunu silah haline getirerek sömürgeciliğe başladılar İslam ümmetini sömürdüler. Daha sonra bu ırkçılık dalgası Balkanlara yayıldı. Arnavutlar, Sırplar ve Bulgarlara yayıldı. 1. ve 2. Dünya savaşının asıl sebebi hâkimiyet davası milliyetçilik marazı idi. Yüz yıldır milliyetçiliğin sıkıntısını çekti bu millet. Bize nasıl bulaştı bu illet. Bediizzaman ırkçılık için bir Frenk illetidir diyor. Sonra Türkçülük akımı başladı. Zamanla harice değil dâhile karşı yapıldı. Yeni kurulan devletin ideolojisi haline gelince zulüm ve baskı aracı oldu.” dedi. Sorular bölümünde Risale-i Nur’un sadeleştirmesine değinen Salihoğlu, sadeleştirmenin hiçbir zaman gerçeğinin yerini tutmayacağını belirterek: “Sadeleştirme ne niyetle yapılıyor tam anlamıyla bilmiyorum. Ama Bediüzzaman’ın sağlığında buna karşı çıktığını biliyorum. Bu yüzden bunu yapanlar Risalelere zarar vermekle kalmaz aynı zamanda büyük vebal alırlar diye düşünüyorum.” dedi.
1933’te Kürt Teali Cemiyeti Başkanı Mir Celadet Bedirhan’ın M.Kemal’e yazdığı mektubunu gösteren Salihoğlu, yapılan ırkçılık oyunlarını anlattı. Daha sonra 105 yıl önce Şarkı Kürdistan Gazetesi’nde Kürtlere Kürtçe seslenen Bediüzzaman’ın tavsiye mektubu Kürtçe ve Türkçe okundu. Bu sırada salonda duygulu, etkili ve güzel bir atmosfer oluştu.

Konuşmak Yerine Boğuşa Boğuşa Anlaştık

Son olarak sözü Yrd. Doç. Dr. Abdulnasır Yiner aldı. Dinleyicileri Kürtçe, Türkçe ve Arapça üç dilde selamlayan Yiner: “Medreselerin kapatılması, mekteplerin Doğu-Güneydoğuya yaygınlaştırılamaması, Şeyh Said olayı ve sonraki gelişmelerde Kürt ileri gelenlerinin sürgüne yollanması, Kürtlerin eğitimsiz kalmasında çok önemli rol oynamıştır.  Günümüze kadar “insanlar konuşa konuşa anlaşır, hayvanlar koklaşa koklaşa” atasözü yerine “boğuşa boğuşa anlaşmaya çalışarak” günümüze kadar gelinmiş oldu. Şimdi konuşmaya başlamış olmak da önemli bir gelişme. Irkçılık meselesi bilindiği gibi insanlık tarihi kadar eskidir. Ama özellikle sömürgecilik ile birlikte farklı bir boyut kazanmıştır. Sömürgeci devletler toplumları birbirinden ayırmada ırkçılığı araç olarak kullanmış ve bunları bölerek hâkim olmaya başlamışlardır. Bu açıdan baktığımızda; Dünyada bireysel, kurumsal ve kültürel ırkçılığın uygulandığını görmek mümkündür. Uygulamada ise insanların; soykırım, ayrımcılık, yabancı düşmanlığı vb. uygulamalara tabi tutulduklarını görmekteyiz. Enbiya Suresi 92. Ayetinde vurgulandığı gibi, farklılıklarımız aynı zamanda bizim imtihanımızdır. İdarecilere düşen görev de bu farklılıkları gözeterek en güzel şekilde toplumu yönetmektir.” dedi.

Risale-i Nur Sadeleştirilirse Zarar Görür

Soru cevap bölümünde bir dinleyicinin kendisine sorduğu soruya binaen panel başkanı Şahap Bulak: “Tercüme bir zarurettir ancak gerçeğin yerini tutmaz. Fakat sadeleştirme gerçeğin yerini tutamayacağı gibi zaruret de değildir. Sadeleştiren kişi veya kişiler müellifin verdiği manayı değil kendi anladıklarını yazarlar. Bu yüzden sadeleştirilen metinler müellifin olmaktan çıkar. Metinlerde lafız manayı, mana maksadı ortaya koyar. Lafız değiştiği zaman mana değişir veya zarar görür. Mana değiştiği zaman da maksat değişir veya yanlış yerlere sapar. Bu yüzden Risale-i Nur’un sadeleştirilmesi, ne amaçla yapılırsa yapılsın doğru değildir. Bu konuda var olan tepki de bunu göstermektedir.” dedi.

Sakal-ı Şerif Ziyareti

Program salona getirilen Sakal-ı Şerifi ziyaretle bitti. Program sonunda dinleyicilere “Uhuvvet Risalesi” dağıtıldı.

Check Also

Öğrencimiz Evin Demirhan dünya üçüncüsü oldu

Üniversitemiz Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu öğrencilerinden Evin Demirhan, Fransa’nın başkenti Paris’te düzenlenen Dünya Şampiyonası’nda …